yaratılış
Akciğer
Kazılar sırasındada karşılıklı bir münasebet içinde bulunan veya muayyen bir gayeye uygun bir şekilde düzenlenmiş iki taşa
rastlandığında bunların çok eski zamanlarda yaşamış bir insanın eseri olduğu kanaatine varırız. Fakat bu taşların yanında bir
insan kafatası bulunursa, -ki taştan yapılan bir aletten namütenahi daha mükemmeldir- o zaman kafatasının şuur sahibi bir
varlığın eseri olduğu tasavvuruna yanaşmak bile istemeyiz. O kadar mükemmel bir şekilde yapılan kafatası veya iskelet, aklın
yahut şuurun tavassutu olmadan kendiliğinden veya tesadüfen oluşmuş. (I)
Allah'ı inkâr etmekte insan ne kadar inatçıdır, değil mi?
Tarafsızlık Yalanı
Sonuçlar size karşınızda düzenli bir olayın olduğunu söyledi. Eyvah, aklınızı işin içine karıştırdınız! Çünkü sizin gördükleriniz arasında "düzen" diye "düzenli" diye bir şey yok. Ama gördüklerinizin, zihninizin "düzenli" diyebileceği bir kalıba uygun olduğunu gördünüz ve "düzenli" dediniz. Hadi bu kadar taraflılık olsun diyelim.
Derken, "Bu düzenin gerisinde bir düzenleme fiili olmalı..." diye düşünmek aklınızdan geçince, "Hayır" dediniz. "Bunlar beni ilgilendirmez. Tarafsız olmak zorundayım."
Darwinizm ve Paradigmanın Önceliği
Türlerin Kökeni'nin yayınlandığı 1859'dan bu yana Darwin'i desteklemek amacıyla çok sayıda delil ileri sürülmüştür. Tabiî seleksiyon yoluyla evrimin tabiatta doğrudan gözlendiği ve izole durumdaki yeni popülasyonların -türlerin- daha önceki mevcut türlerden geldiği iddia edilmiştir. Fakat darwinci teorinin iddiası daha uzağa gitmektedir. Ernst Mayr'in belirttiği gibi bu teori, evrimin, tamamen tabiî seleksiyonun yönlendirmesi altındaki küçük genetik değişimlerin tedricen birikmesiyle ortaya çıktığını; türden türe evrimin, popülasyonların ve türlerin bünyesinde meydana gelen olayların hayalen ötelenmesinden başka bir şey olmadığını iddia etmektedir. Oysa Darwin modelinin mikroevrim ölçeğinde söyledikleri makroevrim ölçeğindeki başarısızlığının altını çizmekten başka bir işe yaramamaktadır. Bilindiği gibi mikroevrim bir türün kendi sınırları içinde geçirdiği değişimler olup, buna en tipik örnek farklı insan ırklarının varlığıdır. Bilimsel gözlem ve teste dayanmayıp sadece bir önkabul olarak ifade edilen makroevrim ise, mikroevrimin belli bir birikime ulaşması sonucunda türün farklı bir türe dönüşmesi olarak tarif edilmektedir.
Fosiller Evrime Hayır Diyor
İngiliz jeolog Adam Sedgewick, 1823 yılında Galler bölgesinde araştırma yaparken, fosilsiz tortul tabakaların üzerine tedricî değil, ani bir geçişle fosilli tortul tabakaların geldiğini belirledi. Bunların çökeldiği dönemi "Kambriyen", alttaki tabakaların çökeldiği dönemi ise "Prekambriyen" (Kambriyen öncesi) olarak isimlendirdi. Modern yaş tayin metodlarının verdiği rakamlara göre, çökelmeleri yaklaşık 540 milyon yıl önce başlayıp 490 milyon yıl önce sona eren Kambriyen tabakaları ilk olarak Galler'de bulunduysa da, yeryüzünde aynı dönemde oluşmuş bütün kayalar Kambriyen sistemine ait olarak kabul edilmektedir (bu yazıda rakamlara matematik doğruluklarından ziyade, canlıların yaratılışındaki öncelik/sonralık münasebetini göstermeleri itibariyle yer verilmiştir).
Bilimlerin Nihaî Ufku
Bütün bu görünen âlemin temelinde ve ortaya çıkan özelliklerde, atom ve moleküllerin faaliyeti vardır. Besin kaynaklarımız olan şeker, yağ ve protein; atomların bir araya getirilmesiyle teşekkül eder. Meselâ klorofil; karbon, hidrojen, oksijen, azot ve magnezyum gibi atomlardan yapılmış bir fabrika gibi çalışır. Ona sadece ışık, su ve karbondioksit verilir; bir müddet sonra karşılığında kutu kutu şeker, top top kumaş, harika elbiseler, lezzetli yiyecekler alırız.
Bilginin Kuantum Modeli
Teknolojinin gelişmesiyle daha fazla bilgiyi depolamak ve bunu yüzde yüz güvenilir ve gizli şekilde tutmak ihtiyaç hâline geldi. ‘Bilgi nedir, nasıl depolanır, saklanır ve iletilir?’ sorularına şimdiye kadar çeşitli cevaplar verilmiştir. Günümüzde ise kuantum mekaniği prensiplerinden hareketle, ‘bilginin kuantum modeli’ inşa edilmeye çalışılmaktadır. ‘Kuantum dünyasına dayalı bilgi teorisi’ olarak isimlendirilen bu model, bilginin işlenmesi, saklanması ve iletilmesi konusunda yeni ufuklar açmaktadır.
Kuantum mekaniğinin doğuşu
Evrim İnancındaki Boşluklar Ara Fosil Çıkmazları -1-
Evrim teorisine ‘bilimsellik’ maskesi altında din gibi inandığı hâlde, evrimi tartışan bilim adamlarına ‘anti-bilimsel’ veya ‘gerici’ gibi yaftalar vuranlar, meseleye ideolojik yaklaşan medyanın da desteği ile meydana getirdikleri hava içinde, sanki herkes onlar gibi düşünüp inanmak mecburiyetindeymiş gibi, bütün okullarda evrimin tartışmasız olarak okutulmasını talep etmektedirler. 30 sene önce belki bu talepleri kabul görebilirdi. İlim mahfillerini bütünüyle elinde tutan, bir türlü evrimleşememiş ‘yaşayan fosillerin(!)’ dayatmaları karşısında söz söyleyecek çok az insan da akademik engeller sebebiyle, baskı ve tehditler karşısında susabiliyordu. Bugün ise işler tam tersine dönmüş durumda. Doktoralarını yurtdışındaki kaliteli üniversitelerde yapan birçok genç bilim adamı, üniversitelerde ilmî hakikatleri bu köhnemiş fikirlere karşı artık cesaretle söyleyebilmektedir.
Evrenin genişlemesi
EVRENİN GENİŞLEMESİ
Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde, 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim'de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz.
(Zariyat Suresi, 47)
Yukarıdaki ayette geçen "sema (gök)" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir.
Sonbahar yapraklar
SONBAHARDA, yaprakların yeşilden sarıya, sarıdan turuncuya doğru binbir renge dönmesi araştırmacıları bu konuya yöneltmiş bulunuyor. Nasıl bir komutla renk değişiminin başladığı ve bu değişimin hangi aşamalardan geçtiği yönündeki sorular biyologların gündeminde yerini koruyor.
Bilindiği gibi, yaprakların rengini klorofil maddesi verir. Sonbahar gelip de güneş alma miktarı azalıp havalar serinlediğinde, ağacın büyüme sistemi bir anlamda kapanır; klorofil miktarı da azalmaya başlar.
DNA Hasarında Hikmetli Tamir
Çevreye bırakılan kimyevî atıkların canlılar üzerindeki menfî tesirlerinden biri, genetik yapıya verdiği hasardır. DNA’da (Deoksiribo Nükleik Asit) ortaya çıkacak hasarlar; DNA’nın kopyalanması (replikasyonu) ve haberci RNA’nın yapılması (transkripsiyonu) sırasında bazı hücre fonksiyonlarına tesir etmektedir.
Mide Neden Kendini Sindirmiyor?
Şimdi sizinle isterseniz bir deney yapalım. Bir miktar et alıp, içinde piyasadaki meşrubatlardan doldurulmuş bir kaba koyalım. Bekleyelim ve neticeyi inceleyelim. Göreceğimiz manzara şu olacaktır. Et erimiş ve miktarı azalmıştır Peki, ekseriyetimiz günlük hayatımızda asitli meşrubatları sık sık içeriz. Bu durumda bizim midemizin erimesi gerekmez miydi?
Ay Olmasaydı
Ay olmasaydı ne olurdu? Bu durum Dünya’ya iklimlere, yeryüzünde yaşayan milyonlarca tür canlıya nasıl tesir ederdi? Ay, mevcut kütlesinden daha büyük veya küçük olsaydı neler olurdu? Dünya’nın yörüngesine rastgele girivermiş bir kütle midir Ay?
İçinizdeki Trafik Polisi
Vücudumuzda, yeryüzünün, bütün hayatı boyunca hiç hatâ yapmayan bir trafik polisi var. Hem de her gün defalarca çalışan, yapabileceği çok ufak bir yanlışlığın bizlere pahalıya mal alacağını bilirmişçesine, kendisine verilen her vazifeyi layıkıyla yapan, gece gündüz demeden ona ihtiyaç duyulan her an göreve hazır ve amade olan, gıpta edilecek bir trafik polisi bu.
Bir Savunma Molekülü: Gama Glutatyon
Canlıların yapıtaşlarından olan proteinlerin küçükleri sayılabilecek peptitler, tabiatta yaygın şekilde bulunur. Protein yapımının ilk safhasında, iki aminoasit, peptit bağıyla birleşir. Daha sonra üçüncü aminoasit bu birleşmiş olan iki aminoasit molekülüne yine peptit bağıyla bağlanır. Derken dördüncü, beşinci vs. aminoasitler gelir. Birleşik aminoasit zincirine tutunarak çeşitli sayılarda aminoasit ihtiva eden irili ufaklı proteinler hücrenin ribozom isimli fabrikalarında sentez edilir.
Karındaki Piramit Kası Körelmiş Mi?
Hayatî öneme sahip organlar vücutta hususi bir koruma altına alınmıştır. Göğüs bölgesi; kaburga kemikleriyle muhafazalı, hareketsiz bir kafes şeklinde yaratılmıştır. Bu bölge hareketli olsaydı, kalb, akciğer ve ana atardamarların çalışma düzeni bozulurdu. Yumuşak ve hareketli olan bu organlar, dış tesirlerden zarar görmemeleri için göğüs kafesi gibi muhafazalı ve hareketsiz bir bölgeye yerleştirilmiştir.
Hayvanlardaki Navigasyon (Yön Bluma) Sistemleri
İnsanlar güzel yollara, trafik levhalarına, haritalara ve navigasyon cihazlarına rağmen gidecekleri yere ulaşmada bazı zorluklar yaşarken, göçmen kuşların binlerce kilometre uzaktaki hedeflerine hiç yanılmadan varabilmeleri insanı hayrete düşüren muhteşem bir hâdise... Bulunulan yerin koordinatlarını belirlemek için kullanılan GPS (Global Positioning System) insanlığın binlerce yıllık birikiminin bir neticesiyken, bazı hayvanlara GPS kadar hassas işleyen navigasyon sistemleri yaratılışta bahşedilmiştir.
Arı Gözündeki Tevhid Mührü
Yeryüzü ve gökyüzü çıplak gözle görülebilen, görülemeyen sayısız renkte (dalga boyunda) ‘ışık’ ile doludur. İnsanlar, çıplak gözle ‘görülebilen ışık’ dışındaki dalga boyuna sahip ışıkların farkında değildir; oysa bizim göremediğimiz fakat bazı deniz ve kara hayvanları tarafından görülebilen ışık çeşitleri de mevcuttur. Başka bir ifadeyle, insan için görünmeyen ışık, başka canlılar için ‘görünen ışık’ olabilmektedir.
Beynin Sırları
Beyin hayatımızın en büyük, en önemli organı ve benliğimizin merkezidir. Kâinattaki en gelişmiş ve mükemmel yapı olan beyin, bütün hareketlerimizde, düşüncelerimizde, duygularımızda her zaman devrededir. Beynimiz olmasaydı, göremeyecek, hatırlamayacak, iletişim kuramayacak, hissedemeyecek, uyuyamayacak, vücut sıcaklığımızı bile tutamayacaktık.
İnsan beyni kıvrımlıdır. Yaklaşık 2200 cm2 olan beyin yüzeyinin ancak üçte biri serbest yüzeyde, üçte ikisi ise, kıvrımların derinliklerindedir. Bu sebeple beyin yüzeyi kıvrım kıvrımdır. Bu sayede insan araç kullanır, ince işleri yapmak üzere baş parmak ve parmak kullanır, dil ve matematik sembollerle haberleşmeyi gerçekleştirir, zevk ve isteklerini, yani doyumlarını geçici de olsa bastırmayı mümkün kılar.
Gezegenleri Güneş’in Etrafında Döndüren Ne?
Dünya’dan bakıldığında parlayan bir topu andıran Güneş’in çapı, 1.400.000 km’dir. Güneş hakkında bildiklerimizin çoğu, etrafa yaydığı ışığın analizine dayanmaktadır. Yaklaşık 5-6 milyar yaşında (orta yaşlı) olan Güneş’in büyük kısmını hidrojen (% 72), helyum (% 26); geri kalan kısmını (toplam % 2) oksijen, karbon, azot, alüminyum, sodyum, potasyum, bakır ve demir teşkil eder. Güneş’te bulunan elementler yerkürede de mevcuttur.
Evrimin Çıkmazı: “Kambriyen Patlaması”
Yaşı 4,5 milyar yıl civarında hesaplanan gezegenimizin, ilk 3,5 milyar yılında hayvan hayatından yoksun olduğu tahmin ediliyor. Yaklaşık ilk 4 milyar yıla ait gözle görülür bir fosil kayıt bulunmadığı için, bu zaman zarfında yeterince hayvan olmadığı anlaşılıyor. Bugüne kadar yeryüzünün hiçbir yerinde metazoer (çok ve farklı hücreli) hayvan fosili 600 milyon yıl yaşlı tortul tabakalarda bulunmamıştır.
Tür Çeşitliliğindeki Perde: Genetik kodlar
Dünyada yaklaşık 450.000 bitki, 2.500.000 hayvan ve binlerce mikroorganizma türü bulunmaktadır. Her canlı türü, değişik ekosistemlerde kendisine tanınan sınır ve kurallar manzumesi içerisinde hayat sürer. Âdeta “Yeryüzü, bir döşek gibi (elverişli) yaratılmış” ve bütün canlıların kendilerine uygun çevrelere yayılmaları garanti edilmiştir. Değişik özelliklerle donatılmış kara ve su ekosistemleri; deniz, göl, okyanus ve çöller; tuzcul ekosistem ve kaplıcalar canlıların çeşitlenmesine vesile olmuştur.
İnsan Beyni ve Ceviz
DÜNYA tabiatında pek çok bitki ve meyvenin insana nasıl hizmet ettiğini biliyoruz. Buna çok çarpıçı bir örnek vermek istersek elimize bir ceviz almalı ve onu dikkatle incelemeliyiz.
Henüz ağacından yeni kopartılmış taze bir cevizin en dışında, yeşil ve ince bir kabuk bulunur. Bu yeşil kabuğun hemen altında çok sert bir başka kabuk vardır. Kabuğu kırdığınızda ise meyvenin asıl kısmını çepeçevre kuşatan ince bir zar ile karşılaşırsınız.
Onun altında ise tartışmasız bir şekilde insan beynine benzeyen meyvesi vardır.
Bilim Allah'ı Tanıyor
“Herkes serüven hikayelerini sever.
İşte, bütün zamanların en büyük serüvenlerinden biri de,
şimdi temel fiziğin—ve bütün bilimlerin—
alacakaranlık dünyasında yaşanıyor.
Bu serüvenin kahramanları, ilim adamları. Peşinde koştukları şey de,
hayallerin bile erişemediği değere sahip bir büyük ödül:
kâinatın kilitli kapılarının anahtarı.”
—Paul Davies
İŞTE BU YAZI, o nefes kesici serüvenin özetidir. Ve işte şu iki çift söz, o serüvenin gelişme çizgisini gösterir:
Sene 1879, biyolog Charles Darwin:
Dengeler Sırtındaki Dünya
Anne karnındaki dokuz aylık seyahatımızı tamamlayıp da dünyaya gözümüzü açtığımızda, kendimizi yine anne karnı gibi sıcak ihtiyaçlarımızın eksiksiz temin edildiği canlı bir yuva içinde buluruz. Yüzyıllar boyunca değişmeyen dinamik bir denge içinde tutulmuş ortalama bir sıcaklık değeri, hoş ve ılıman bir iklim hüküm sürer dünyamızda. Güneş’e daha uzak bir dünyada yaşasaydık, Mars’ta olduğu gibi dondurucu soğuklar, Güneş’e daha yakın mesafedeki dünya ise Venüs’te olduğu gibi yakıcı sıcaklar içinde bulurduk kendimizi.