bilim
SU SAATLERİ
Güneş saatleri kadar eskiye dayanan ancak, tam zamanı bilinmese de ilk tipleri Mısır'da bulunan su saatleri, dibinde delik olan bir kovanın boşalması ve dolmasıyla zamanı gösterir. Bu saatler, zamana yeni bir bakış şeklini olanaklı kılmıştır. Güneş saatleri belirli bir zamanı gösterirken, su saatleri ne kadar zaman geçtiğini de gösteriyordu. Bu yüzden su saatinin icadı zaman ölçümünün gerçek başlangıcı sayılabilir.
Nobel fizik ödülleri Japonlara
Japon bilim adamları Makoto Kobayaşi ve Toşihide Maskawa ile ABD’li bilim adamı Yoichiro Nambu, 2008 Nobel Fizik Ödülünü kazandı.
2008 Nobel Fizik Ödülleri sahiplerini buldu. Ödüller atom fiziğinde kendiliğinden kırılan simetri olarak adlandırılan mekanizmayı keşfinden dolayı ABD’li bilim adamı Yoichiro Nambu ile doğada maddenin en küçük parçasının en az üç familyasının varlığını tahmin eden kırılmış simetrinin kökenini keşifleri nedeniyle Japon bilim adamları Makoto Kobayaşi ve Toşihide Maskawa’ya verildi.
Bilim Hakikati Ne Kadar Bilebilir ?
İnsan; eşya ve hâdiselerin mahiyetini kavrayacak akıl ile mücehhez kılınmış, kendisine ilim ihsan edilmiş yegâne canlıdır. Hz. Âdem’in (as) diğer mahlûkâttan farkı, kendisine ilimlere anahtar olacak Esmâ-i İlâhiye’nin öğretilmiş olmasıdır. Zaten insana ‘eşref-i mahlûkât’ pâyesinin verilmiş olması da bundandır.
2005'in bilimsel tespitleri
2005'in bilimsel tespitleri
Bilim dünyası, 2005′i hareketli geçirirken, neşeli olaylara da imza attı: Nota duyduğunda renk gören kadının hastalığı teşhis edildi. Bir partinin sonunda yiyecek kalıntılarından, davetlilerin DNA profili çıkarıldı. Fil ve papağanın ortak yönü keşfedildi…
AFP
Gen Haritası Neler Söylüyor?
Her canlı sistemin yaratılışında dört çeşit kimyevî molekülden (nükleotidten) kurulmuş, 'A,C,G,T' olarak bilinen sembolik bir lisan kullanılır. Bu lisan, canlının temel modelini ve kalıbını belirleyen genetik programın şifrelenmesinde iş görür. Genom olarak isimlendirilen bu program kitapçığı, Kur'ân'ın tarif ettiği çerçeve içinde "İmam-ı Mübin" isimli kitabın bu âlemdeki bir numûnesidir.
Tıp Dünyasında Yeni Bir Boyut Kök Hücreleri
İnsan Genom Projesi'yle birlikte birçok hastalığın tedavisinde yeniliklerden bahsedilmeye başlanmıştır. Bir insanın bütün programının onun her hücresindeki DNA moleküllerine şifrelendiğini bilmemize ve bu bilgiye ait temel kodları da heceleyerek sökmemize rağmen, bu şifreli bilgilerin potansiyel halden görünür hale geçmesinin sırları halen çok kompleksliktir.
DNA Herşey mi?
Son günlerde klonlama (canlının döllenmeden tıpkısının çoğaltılması) hakkında çok sık tartışmalar duyar olduk. Önce İskoçya'da bir koyunun meme hücresinden "Dolly" adı verilen bir koyun klonlandı.
Bu haber bütün dünyaya yayıldıktan sonra, haklı olarak insanların aklına "Acaba insan da klonlanabilir mi?" sorusunu getirdi. Koyun klonlanabildiğine göre, insanın klonlanması da teorik olarak mümkün gibi görülüyor. Bazı insanlar Einstein'ın yahut yıllar önce hayata gözlerini kapamış liderlerin kopyalanmasının iyi fikir olabileceği konusunu konuşurken, diğer yandan Hitler gibi insanların da kopyalanabileceği, bu yüzden bu kapının hiç açılmaması gerektiği savunuldu.
Bilimsel ve teknolojik buluşlar 1900-1948
1900
Mendel yasalarının doğruluğu deneylerle kanıtlandı. 1822′de Avusturya’da doğan Gregor Mendel 1856 yılında kalıtımla ilgili çalışmalarına başlamıştı. Bezelyelerle yaptığı deneyler sonunda kalıtmın yasalarını ortaya atan Mendel, kalıtımbilimin (genetiğin) doğmasına olanak sağlamıştır.
1901
Bitkilerdeki Barkot Sistemi Bilime Işık Tutuyor
Bitkilerdeki Barkot Sistemi Bilime Işık Tutuyor
Marketten aldığınız ürünlerin fiyatları, ürünlerin üzerinde yer alan barkotların kasalarda okunması ile belirlenir. Son yıllarda günlük yaşantımızı kolaylaştırmak amacıyla kullanmaya başladığımız barkot sisteminin bir benzerini bitkiler yaratıldıkları andan beri uygularlar.
Bitkilerdeki Barkot Sistemi Nedir?
Böyle bir sistemin keşfi, önümüzdeki dönemde ne gibi faydalar sağlayacaktır?
Tarafsızlık Yalanı
Sonuçlar size karşınızda düzenli bir olayın olduğunu söyledi. Eyvah, aklınızı işin içine karıştırdınız! Çünkü sizin gördükleriniz arasında "düzen" diye "düzenli" diye bir şey yok. Ama gördüklerinizin, zihninizin "düzenli" diyebileceği bir kalıba uygun olduğunu gördünüz ve "düzenli" dediniz. Hadi bu kadar taraflılık olsun diyelim.
Derken, "Bu düzenin gerisinde bir düzenleme fiili olmalı..." diye düşünmek aklınızdan geçince, "Hayır" dediniz. "Bunlar beni ilgilendirmez. Tarafsız olmak zorundayım."
Mikro alemde yolculuk: Nanoteknoloji
* Nanoteknoloji nedir, hangi boyuttaki madde ve sistemlerle ilgilenir?
* Nanoteknolojide kullanılan karbon nanotüplerinin ilgi çeken özellikleri...
* Nanoteknoloji, hangi alanlarda ne gibi yenilik ve kolaylıklar getirmektedir?
* Tabiatta nanoteknolojiye misâl olabilecek hâdise ve sistemler...
Daha küçük, daha hızlı ve daha dayanıklıyı araştıran nanoteknoloji, bize en küçük boyutların dünyasını açmaktadır. ‘Nano’ herhangi bir fizikî büyüklüğün milyarda biri demektir. Bir nanometre içine yan yana ancak 2–3 atom sığdırılabilir. İnsanın saç teli çapının yaklaşık 100.000 nanometre olduğu düşünüldüğünde, ne kadar küçük bir ölçekten bahsedildiği daha rahat anlaşılır. Nanoyapılar, uzunluk olarak bakıldığında yaklaşık 10-100 atomluk sistemlere (10-9 metre) karşılık gelmektedir.
Kavramlar Üzerine Evolüsyon-Evrim
Evolüsyon (evolution) terimi Türkçe bilim literatürüne bu yüzyılın başlarında tekamül, yakın zamanda ise "evrim" şeklinde çevrilerek girmiştir ve hâlen, hangi disiplinde kullanılırsa kullanılsın genellikle bu şekilde karşılanmaya devam etmektedir. İlmî tartışmaya konu olan bir teori çerçevesinde evrimin biyolojik bir hâdise olduğu iddia edilir, fakat jeolojik zaman ölçeğinde gerçekleştiği kabul edildiğinden deney-gözlem-istatistiki analiz-sentez sürecine girmez. Dolayısıyla tabiî bitimler açısından ilmî bir isbatı da yoktur.
Tanımadığımız Einstein
Albert Einstein yüzyılımızın önemli isimlerinden birisi hiç şüphesiz. Onu, ilk defa Galile tarafından dile getirilen fakat kendisinin geliştirdiği izafiyet teorisi, ayrıca madde-enerji ilişkisini veren ünlü (E=mc2) denklemi ve 1922'de Nobel ödülü almasını sağlayan fotoelektrik etki üzerindeki çalışmalarıyla tanıyor dünya.
Einstein sadece iyi bir fizikçi ve matematikçi değildi, matematiği fizikte iyi kullanabilme kabiliyetine de sahipti. Evreni en azından mekanik anlamda iyi anlayabilen başarılı bir sentezciydi.
Darwinizm ve Paradigmanın Önceliği
Türlerin Kökeni'nin yayınlandığı 1859'dan bu yana Darwin'i desteklemek amacıyla çok sayıda delil ileri sürülmüştür. Tabiî seleksiyon yoluyla evrimin tabiatta doğrudan gözlendiği ve izole durumdaki yeni popülasyonların -türlerin- daha önceki mevcut türlerden geldiği iddia edilmiştir. Fakat darwinci teorinin iddiası daha uzağa gitmektedir. Ernst Mayr'in belirttiği gibi bu teori, evrimin, tamamen tabiî seleksiyonun yönlendirmesi altındaki küçük genetik değişimlerin tedricen birikmesiyle ortaya çıktığını; türden türe evrimin, popülasyonların ve türlerin bünyesinde meydana gelen olayların hayalen ötelenmesinden başka bir şey olmadığını iddia etmektedir. Oysa Darwin modelinin mikroevrim ölçeğinde söyledikleri makroevrim ölçeğindeki başarısızlığının altını çizmekten başka bir işe yaramamaktadır. Bilindiği gibi mikroevrim bir türün kendi sınırları içinde geçirdiği değişimler olup, buna en tipik örnek farklı insan ırklarının varlığıdır. Bilimsel gözlem ve teste dayanmayıp sadece bir önkabul olarak ifade edilen makroevrim ise, mikroevrimin belli bir birikime ulaşması sonucunda türün farklı bir türe dönüşmesi olarak tarif edilmektedir.
Fosiller Evrime Hayır Diyor
İngiliz jeolog Adam Sedgewick, 1823 yılında Galler bölgesinde araştırma yaparken, fosilsiz tortul tabakaların üzerine tedricî değil, ani bir geçişle fosilli tortul tabakaların geldiğini belirledi. Bunların çökeldiği dönemi "Kambriyen", alttaki tabakaların çökeldiği dönemi ise "Prekambriyen" (Kambriyen öncesi) olarak isimlendirdi. Modern yaş tayin metodlarının verdiği rakamlara göre, çökelmeleri yaklaşık 540 milyon yıl önce başlayıp 490 milyon yıl önce sona eren Kambriyen tabakaları ilk olarak Galler'de bulunduysa da, yeryüzünde aynı dönemde oluşmuş bütün kayalar Kambriyen sistemine ait olarak kabul edilmektedir (bu yazıda rakamlara matematik doğruluklarından ziyade, canlıların yaratılışındaki öncelik/sonralık münasebetini göstermeleri itibariyle yer verilmiştir).
Bilimlerin Nihaî Ufku
Bütün bu görünen âlemin temelinde ve ortaya çıkan özelliklerde, atom ve moleküllerin faaliyeti vardır. Besin kaynaklarımız olan şeker, yağ ve protein; atomların bir araya getirilmesiyle teşekkül eder. Meselâ klorofil; karbon, hidrojen, oksijen, azot ve magnezyum gibi atomlardan yapılmış bir fabrika gibi çalışır. Ona sadece ışık, su ve karbondioksit verilir; bir müddet sonra karşılığında kutu kutu şeker, top top kumaş, harika elbiseler, lezzetli yiyecekler alırız.
Karadelikler ve Muhtemel Kıyamet Tasvirleri
* Kıyamet hâdisesi ile ‘karadelik çekim kuvveti’ arasında
nasıl bir münasebet kurulabilir?
* Devenin iğne deliğinden geçmesi ve zamanda geriye gitmek
nasıl mümkün hâle gelebilir?
* Güneş’in batıdan doğmasına sebep olabilecek muhtemel tesirler…
Kur’ân-ı Kerîm’de, kıyamet esnasında vuku bulacak hâdiseler açıkça tasvir edilir. Âyetlerde kıyametin, sadece dünyayı değil, diğer gök cisimlerini de içine alan, kâinat çapında bir son olduğuna dikkat çekilir.
Evrim İnancındaki Boşluklar Ara Fosil Çıkmazları -1-
Evrim teorisine ‘bilimsellik’ maskesi altında din gibi inandığı hâlde, evrimi tartışan bilim adamlarına ‘anti-bilimsel’ veya ‘gerici’ gibi yaftalar vuranlar, meseleye ideolojik yaklaşan medyanın da desteği ile meydana getirdikleri hava içinde, sanki herkes onlar gibi düşünüp inanmak mecburiyetindeymiş gibi, bütün okullarda evrimin tartışmasız olarak okutulmasını talep etmektedirler. 30 sene önce belki bu talepleri kabul görebilirdi. İlim mahfillerini bütünüyle elinde tutan, bir türlü evrimleşememiş ‘yaşayan fosillerin(!)’ dayatmaları karşısında söz söyleyecek çok az insan da akademik engeller sebebiyle, baskı ve tehditler karşısında susabiliyordu. Bugün ise işler tam tersine dönmüş durumda. Doktoralarını yurtdışındaki kaliteli üniversitelerde yapan birçok genç bilim adamı, üniversitelerde ilmî hakikatleri bu köhnemiş fikirlere karşı artık cesaretle söyleyebilmektedir.
Sonbahar yapraklar
SONBAHARDA, yaprakların yeşilden sarıya, sarıdan turuncuya doğru binbir renge dönmesi araştırmacıları bu konuya yöneltmiş bulunuyor. Nasıl bir komutla renk değişiminin başladığı ve bu değişimin hangi aşamalardan geçtiği yönündeki sorular biyologların gündeminde yerini koruyor.
Bilindiği gibi, yaprakların rengini klorofil maddesi verir. Sonbahar gelip de güneş alma miktarı azalıp havalar serinlediğinde, ağacın büyüme sistemi bir anlamda kapanır; klorofil miktarı da azalmaya başlar.
DNA Hasarında Hikmetli Tamir
Çevreye bırakılan kimyevî atıkların canlılar üzerindeki menfî tesirlerinden biri, genetik yapıya verdiği hasardır. DNA’da (Deoksiribo Nükleik Asit) ortaya çıkacak hasarlar; DNA’nın kopyalanması (replikasyonu) ve haberci RNA’nın yapılması (transkripsiyonu) sırasında bazı hücre fonksiyonlarına tesir etmektedir.
Mide Neden Kendini Sindirmiyor?
Şimdi sizinle isterseniz bir deney yapalım. Bir miktar et alıp, içinde piyasadaki meşrubatlardan doldurulmuş bir kaba koyalım. Bekleyelim ve neticeyi inceleyelim. Göreceğimiz manzara şu olacaktır. Et erimiş ve miktarı azalmıştır Peki, ekseriyetimiz günlük hayatımızda asitli meşrubatları sık sık içeriz. Bu durumda bizim midemizin erimesi gerekmez miydi?
Ay Olmasaydı
Ay olmasaydı ne olurdu? Bu durum Dünya’ya iklimlere, yeryüzünde yaşayan milyonlarca tür canlıya nasıl tesir ederdi? Ay, mevcut kütlesinden daha büyük veya küçük olsaydı neler olurdu? Dünya’nın yörüngesine rastgele girivermiş bir kütle midir Ay?
Süngerlerdeki Nano-Teknoloji
Dünyanın en iyi malzemecileriyle kimyagerlerini yıllardır uğraştıran bir problemin çözümünde, birçoğumuzun bitki mi, hayvan mı olduğu konusunda tereddüt yaşadığı süngerler ilham vesilesi oldu.
Silisyum (Si) gibi basit inorganik maddeleri kullanarak karmaşık mikro (metrenin milyonda biri) ve nano (metrenin milyarda biri) yapıları elde etme çalışmaları bilim adamlarını uğraştırmaktaydı. Transistor gibi mikro ölçekli bir âleti îmâl edebilmek için, silisyum tabakasından kesme yapmak gibi pahalı ve zor bir işlem gerekmekteydi. Bu tür yapıların îmâlinde karşılaşılan problemlerin çözümünde bir tür deniz süngeri (Tethya aurantia) ilhama vesile oldu .
Atoma İlk İşaretler
19. yüzyıla kadar maddenin en küçük parçası olarak bilinen atom modeli hakkında bugün geçerli olan bilgilerimiz Niels Bohr ve Max Planck gibi fizikçilere dayanır. Eski Yunan’da Demokrit’le başlayan atoma dâir düşünceler, 20. yüzyılda kuantum fiziğindeki gelişmelerle çok farklı boyutlara taşınmıştır.
Madde ve Anti-Maddenin Düşündürdükleri
Karşımızda bir duvar var. Üzerine sıva yapıldığı için tek parça şeklinde duruyor. Sıvayı kazıdığımızda, duvarın, aynı ebatta düzgün kesilmiş yüzlerce taş (veya tuğla) parçasından örülmüş olduğunu görüyoruz. Taş parçalarını elimize alıp yakından baktığımızda, her birinin aynı ebatta binlerce daha küçük ve düzgün parçadan oluştuğunu anlıyoruz.
Arı Gözündeki Tevhid Mührü
Yeryüzü ve gökyüzü çıplak gözle görülebilen, görülemeyen sayısız renkte (dalga boyunda) ‘ışık’ ile doludur. İnsanlar, çıplak gözle ‘görülebilen ışık’ dışındaki dalga boyuna sahip ışıkların farkında değildir; oysa bizim göremediğimiz fakat bazı deniz ve kara hayvanları tarafından görülebilen ışık çeşitleri de mevcuttur. Başka bir ifadeyle, insan için görünmeyen ışık, başka canlılar için ‘görünen ışık’ olabilmektedir.
Beynin Sırları
Beyin hayatımızın en büyük, en önemli organı ve benliğimizin merkezidir. Kâinattaki en gelişmiş ve mükemmel yapı olan beyin, bütün hareketlerimizde, düşüncelerimizde, duygularımızda her zaman devrededir. Beynimiz olmasaydı, göremeyecek, hatırlamayacak, iletişim kuramayacak, hissedemeyecek, uyuyamayacak, vücut sıcaklığımızı bile tutamayacaktık.
İnsan beyni kıvrımlıdır. Yaklaşık 2200 cm2 olan beyin yüzeyinin ancak üçte biri serbest yüzeyde, üçte ikisi ise, kıvrımların derinliklerindedir. Bu sebeple beyin yüzeyi kıvrım kıvrımdır. Bu sayede insan araç kullanır, ince işleri yapmak üzere baş parmak ve parmak kullanır, dil ve matematik sembollerle haberleşmeyi gerçekleştirir, zevk ve isteklerini, yani doyumlarını geçici de olsa bastırmayı mümkün kılar.
Fezayı Dinleyen Sun’i Kulaklar
İnsanoğlu, fezâya olan merakını gidermek için 1600’lerden itibaren teleskoplarla fezâyı gözlemiştir. Astronomlar; “İnsan, fezâ ve Dünya üzerinde meydana gelen hâdiseler arasında nasıl bir irtibat vardır?” sorusunun cevabını aramaya devam etmektedir. Galaksimizdeki yakın yıldızların gözlenmesiyle, yön belirleme, zaman tayini, galaksideki yerimiz, gezegenlere olan uzaklığımız gibi birçok bilinmeyen keşfedilmiştir.
Düşündüren Kuş Davranışları
Canlıların her birine, tehlikelerden korunma ve düşmanlarına karşı kendilerini savunmada kullanabilecekleri hususi müdafaa silâhlarının verilmesi, kâinatta her seviyede tecelli eden Rubûbiyet’e (terbiye, bakım gözetim ve kontrol) işaret eder. Canlılar âleminin bir sınıfını oluşturan kuşlarda, düşmanlarından korunma stratejilerinin oldukça zengin olduğu araştırmalarla ortaya konmuştur.