bilim adamı

Tarafsızlık Yalanı

Sonuçlar size karşınızda düzenli bir olayın olduğunu söyledi. Eyvah, aklınızı işin içine karıştırdınız! Çünkü sizin gördükleriniz arasında "düzen" diye "düzenli" diye bir şey yok. Ama gördüklerinizin, zihninizin "düzenli" diyebileceği bir kalıba uygun olduğunu gördünüz ve "düzenli" dediniz. Hadi bu kadar taraflılık olsun diyelim.

Derken, "Bu düzenin gerisinde bir düzenleme fiili olmalı..." diye düşünmek aklınızdan geçince, "Hayır" dediniz. "Bunlar beni ilgilendirmez. Tarafsız olmak zorundayım."


Kavramlar Üzerine Evolüsyon-Evrim

Evolüsyon (evolution) terimi Türkçe bilim literatürüne bu yüzyılın başlarında tekamül, yakın zamanda ise "evrim" şeklinde çevrilerek girmiştir ve hâlen, hangi disiplinde kullanılırsa kullanılsın genellikle bu şekilde karşılanmaya devam etmektedir. İlmî tartışmaya konu olan bir teori çerçevesinde evrimin biyolojik bir hâdise olduğu iddia edilir, fakat jeolojik zaman ölçeğinde gerçekleştiği kabul edildiğinden deney-gözlem-istatistiki analiz-sentez sürecine girmez. Dolayısıyla tabiî bitimler açısından ilmî bir isbatı da yoktur.


Tanımadığımız Einstein

Albert Einstein yüzyılımızın önemli isimlerinden birisi hiç şüphesiz. Onu, ilk defa Galile tarafından dile getirilen fakat kendisinin geliştirdiği izafiyet teorisi, ayrıca madde-enerji ilişkisini veren ünlü (E=mc2) denklemi ve 1922'de Nobel ödülü almasını sağlayan fotoelektrik etki üzerindeki çalışmalarıyla tanıyor dünya.
Einstein sadece iyi bir fizikçi ve matematikçi değildi, matematiği fizikte iyi kullanabilme kabiliyetine de sahipti. Evreni en azından mekanik anlamda iyi anlayabilen başarılı bir sentezciydi.


Darwinizm ve Paradigmanın Önceliği

Türlerin Kökeni'nin yayınlandığı 1859'dan bu yana Darwin'i desteklemek amacıyla çok sayıda delil ileri sürülmüştür. Tabiî seleksiyon yoluyla evrimin tabiatta doğrudan gözlendiği ve izole durumdaki yeni popülasyonların -türlerin- daha önceki mevcut türlerden geldiği iddia edilmiştir. Fakat darwinci teorinin iddiası daha uzağa gitmektedir. Ernst Mayr'in belirttiği gibi bu teori, evrimin, tamamen tabiî seleksiyonun yönlendirmesi altındaki küçük genetik değişimlerin tedricen birikmesiyle ortaya çıktığını; türden türe evrimin, popülasyonların ve türlerin bünyesinde meydana gelen olayların hayalen ötelenmesinden başka bir şey olmadığını iddia etmektedir. Oysa Darwin modelinin mikroevrim ölçeğinde söyledikleri makroevrim ölçeğindeki başarısızlığının altını çizmekten başka bir işe yaramamaktadır. Bilindiği gibi mikroevrim bir türün kendi sınırları içinde geçirdiği değişimler olup, buna en tipik örnek farklı insan ırklarının varlığıdır. Bilimsel gözlem ve teste dayanmayıp sadece bir önkabul olarak ifade edilen makroevrim ise, mikroevrimin belli bir birikime ulaşması sonucunda türün farklı bir türe dönüşmesi olarak tarif edilmektedir.


Fosiller Evrime Hayır Diyor

İngiliz jeolog Adam Sedgewick, 1823 yılında Galler bölgesinde araştırma yaparken, fosilsiz tortul tabakaların üzerine tedricî değil, ani bir geçişle fosilli tortul tabakaların geldiğini belirledi. Bunların çökeldiği dönemi "Kambriyen", alttaki tabakaların çökeldiği dönemi ise "Prekambriyen" (Kambriyen öncesi) olarak isimlendirdi. Modern yaş tayin metodlarının verdiği rakamlara göre, çökelmeleri yaklaşık 540 milyon yıl önce başlayıp 490 milyon yıl önce sona eren Kambriyen tabakaları ilk olarak Galler'de bulunduysa da, yeryüzünde aynı dönemde oluşmuş bütün kayalar Kambriyen sistemine ait olarak kabul edilmektedir (bu yazıda rakamlara matematik doğruluklarından ziyade, canlıların yaratılışındaki öncelik/sonralık münasebetini göstermeleri itibariyle yer verilmiştir).


Bilimlerin Nihaî Ufku

Bütün bu görünen âlemin temelinde ve ortaya çıkan özelliklerde, atom ve moleküllerin faaliyeti vardır. Besin kaynaklarımız olan şeker, yağ ve protein; atomların bir araya getirilmesiyle teşekkül eder. Meselâ klorofil; karbon, hidrojen, oksijen, azot ve magnezyum gibi atomlardan yapılmış bir fabrika gibi çalışır. Ona sadece ışık, su ve karbondioksit verilir; bir müddet sonra karşılığında kutu kutu şeker, top top kumaş, harika elbiseler, lezzetli yiyecekler alırız.


Karadelikler ve Muhtemel Kıyamet Tasvirleri

* Kıyamet hâdisesi ile ‘karadelik çekim kuvveti’ arasında
nasıl bir münasebet kurulabilir?
* Devenin iğne deliğinden geçmesi ve zamanda geriye gitmek
nasıl mümkün hâle gelebilir?
* Güneş’in batıdan doğmasına sebep olabilecek muhtemel tesirler…

Kur’ân-ı Kerîm’de, kıyamet esnasında vuku bulacak hâdiseler açıkça tasvir edilir. Âyetlerde kıyametin, sadece dünyayı değil, diğer gök cisimlerini de içine alan, kâinat çapında bir son olduğuna dikkat çekilir.


Evrim İnancındaki Boşluklar Ara Fosil Çıkmazları -1-

Evrim teorisine ‘bilimsellik’ maskesi altında din gibi inandığı hâlde, evrimi tartışan bilim adamlarına ‘anti-bilimsel’ veya ‘gerici’ gibi yaftalar vuranlar, meseleye ideolojik yaklaşan medyanın da desteği ile meydana getirdikleri hava içinde, sanki herkes onlar gibi düşünüp inanmak mecburiyetindeymiş gibi, bütün okullarda evrimin tartışmasız olarak okutulmasını talep etmektedirler. 30 sene önce belki bu talepleri kabul görebilirdi. İlim mahfillerini bütünüyle elinde tutan, bir türlü evrimleşememiş ‘yaşayan fosillerin(!)’ dayatmaları karşısında söz söyleyecek çok az insan da akademik engeller sebebiyle, baskı ve tehditler karşısında susabiliyordu. Bugün ise işler tam tersine dönmüş durumda. Doktoralarını yurtdışındaki kaliteli üniversitelerde yapan birçok genç bilim adamı, üniversitelerde ilmî hakikatleri bu köhnemiş fikirlere karşı artık cesaretle söyleyebilmektedir.


Süngerlerdeki Nano-Teknoloji

Dünyanın en iyi malzemecileriyle kimyagerlerini yıllardır uğraştıran bir problemin çözümünde, birçoğumuzun bitki mi, hayvan mı olduğu konusunda tereddüt yaşadığı süngerler ilham vesilesi oldu.
Silisyum (Si) gibi basit inorganik maddeleri kullanarak karmaşık mikro (metrenin milyonda biri) ve nano (metrenin milyarda biri) yapıları elde etme çalışmaları bilim adamlarını uğraştırmaktaydı. Transistor gibi mikro ölçekli bir âleti îmâl edebilmek için, silisyum tabakasından kesme yapmak gibi pahalı ve zor bir işlem gerekmekteydi. Bu tür yapıların îmâlinde karşılaşılan problemlerin çözümünde bir tür deniz süngeri (Tethya aurantia) ilhama vesile oldu .


Arı Gözündeki Tevhid Mührü

Yeryüzü ve gökyüzü çıplak gözle görülebilen, görülemeyen sayısız renkte (dalga boyunda) ‘ışık’ ile doludur. İnsanlar, çıplak gözle ‘görülebilen ışık’ dışındaki dalga boyuna sahip ışıkların farkında değildir; oysa bizim göremediğimiz fakat bazı deniz ve kara hayvanları tarafından görülebilen ışık çeşitleri de mevcuttur. Başka bir ifadeyle, insan için görünmeyen ışık, başka canlılar için ‘görünen ışık’ olabilmektedir.


Beynin Sırları

Beyin hayatımızın en büyük, en önemli organı ve benliğimizin merkezidir. Kâinattaki en gelişmiş ve mükemmel yapı olan beyin, bütün hareketlerimizde, düşüncelerimizde, duygularımızda her zaman devrededir. Beynimiz olmasaydı, göremeyecek, hatırlamayacak, iletişim kuramayacak, hissedemeyecek, uyuyamayacak, vücut sıcaklığımızı bile tutamayacaktık.

İnsan beyni kıvrımlıdır. Yaklaşık 2200 cm2 olan beyin yüzeyinin ancak üçte biri serbest yüzeyde, üçte ikisi ise, kıvrımların derinliklerindedir. Bu sebeple beyin yüzeyi kıvrım kıvrımdır. Bu sayede insan araç kullanır, ince işleri yapmak üzere baş parmak ve parmak kullanır, dil ve matematik sembollerle haberleşmeyi gerçekleştirir, zevk ve isteklerini, yani doyumlarını geçici de olsa bastırmayı mümkün kılar.


Bunu hiç düşündük mü?..

"Ne zaman şimşek çaksa, gök gürlese semadan yağmur yerine nitrik asit yağacak diye soluğum kesilir, rengim kaçar, sığınacak yer ararım; çünkü havada nitrik eşit teşekkülü için bütün şartlar hazırdır.." diyor kimya âlimi Prof. Dr. Arthur Macomb.
Semadan yağmur yerine nitrik asit (kezzap) yağabilirdi hiç düşündük mü?..
Yerküredeki su, karbondioksit, oksijen ve azotun devri daimindeki ahenk içinde işleyen nizam ve intizam insanı hayretten hayrete sürükler.,,


Küçük Şey Yoktur

Yakın zamanlara kadar, başlangıç şartları kısmen bilinse de, herhangi bir fizikî sistem hakkında uzun vadeli doğru tahminler yapılabileceği görüşü hâkimdi. Fakat daha sonra anlaşıldı ki, aynı sistem için birbirinden ayırt edilemeyecek kadar yakın iki farklı başlangıç şartı, birbirlerinden çok farklı iki nihaî durumun meydana gelmesine vesile olabiliyordu. Buna ‘başlangıç durumuna hassas bağlılık’ denmektedir.


"Bilimsel Yöntem" Efsanesi

MODERN bilim kendisini “bilimsel” olarak kabul eder, çünkü belli bir metodoloji kullanır. Bu metodoloji temelde nicelikseldir ve ölçülebilir olgularla uğraşır.

Uygulayıcıları da yansız ve “kusursuz”dur. Fikir adamları dogmalar etrafında düşünürken ve onları karşıt düşüncelere karşı savunurken; bilim adamları “hipotez”lerle çalışır. Elde edilen delillere göre bu hipotezler değişebilir.


Ene ve Bilim

İLKOKUL iki ya da üçüncü sınıfta öğretilen bir konudur dünya ekseni. Beraberinde, ekvator çizgisi, enlem ve boylamlar da anlatılır. Hepsi de, varsayıma dayalıdır. Aslında öyle şeyler yoktur, ama oldukları varsayılır. Bu tarz soyut konular, somut örnekler vermeden anlatılamadığı için öğretmenlerin korkulu rüyasıdır.


Bilim Allah'ı Tanıyor

“Herkes serüven hikayelerini sever.

İşte, bütün zamanların en büyük serüvenlerinden biri de,

şimdi temel fiziğin—ve bütün bilimlerin—

alacakaranlık dünyasında yaşanıyor.

Bu serüvenin kahramanları, ilim adamları. Peşinde koştukları şey de,

hayallerin bile erişemediği değere sahip bir büyük ödül:

kâinatın kilitli kapılarının anahtarı.”

—Paul Davies

İŞTE BU YAZI, o nefes kesici serüvenin özetidir. Ve işte şu iki çift söz, o serüvenin gelişme çizgisini gösterir:

Sene 1879, biyolog Charles Darwin:


Zamanda yolculuk olasılığı

Japonya Uzay Havacılık Dairesi (JAXA) ve Tokyo Üniversitesi'nde görev yapan Doç.Dr. Serkan Anılır, zamanda yolculuk konusunu yazdı.
Zamanda yolculuk dendiğinde aklımıza hep ünlü bilim adamı Stephen Hawking'in yaklaşımı gelir. 'Eğer zamanda yolculuk mümkün olsaydı, neden bugün gelecekten gelmiş zaman yolcularıyla karşılaşmıyoruz?'


Maddenin Derinliklerine Seyahat

Maddenin temelinde ne bulunduğu ve maddenin aslının neden ibaret olduğu öteden beri insanoğlunun en çok merak ettiği konulardan birisi oldu. Maddenin varlığı atom çekirdeğinden ibaret olduğuna göre peki çekirdek elemanları (proton ve nötron) ne kadar maddedir? Onlar maddeye ne kadar benziyorlar?


Neden Astrofotoğraf?

Çoğu zaman fotoğrafları anı olarak saklarız, mutlu bir anımızı ölümsüzleştirmektir amacımız. Peki neden gökyüzünü fotoğraflıyoruz? ; orda değişen çok fazla şey olmasa gerek. Çeşitli nedenlerimiz var tabiki. Ben bunları kendime göre sıralayacağım. Detay görebilmek önemlidir. Herhangi bir nebulayı (birkaçı hariç) çıplak gözle göremeyiz, gördüklerimiz ise bunalık noktalardan ibarettir. Biraz teknolojiden yararlanalım ve bir teleskopla bakalım.


10. gezegen Sedna

Sümerler’in yitik gezegeni, 10. gezegen Sedna bulundu. Beklenen işaret Sedna ise bundan sonra neler olacak? Ve yeni bir gezegen astrolojinin neresinde yer alacak, daha önemlisi nasıl yorumlanacak?

Astronomlara göre 10. gezegen olarak düşünülen dünyamızdan 13 milyar km. uzaklıktaki Sedna, ilk kez geçen Kasım ayında California Mount Palomar Gözlemevi tarafından görüldü sonra da California Institute of Technology, Yale ve Gemini Gözlemevlerince onaylandı.


Bilim ve Efsane

EFSANE: “BÜTÜN, PARÇALARDAN OLUŞUR”

İnsan vücudunun organlardan, organların dokulardan, dokuların hücrelerden hücrelerin organellerden, organellerin de nihayet moleküllerden ve atomlardan oluştuğunu söylemeye hacet var mı? Atomdan sonrası ise proton, nötron, elektrondan başlayıp, quarklara, leptonlara... enerji bantlarına kadar uzayıp gider. Gerçekten de karşımızda küçükten büyüğe doğru karmaşıklaşan, büyükten küçüğe doğru sadeleşen bir parça-bütün hiyerarşisi vardır. “Bunda ne bityeniği var?” diyeceksiniz. Elbette ki buraya kadar herşey normal; sorun bundan sonra başlıyor.